Ada Vapuru Yandan Çarklı, Büyükada!

Ada Vapuru Yandan Çarklı, Büyükada!

Merhaba Sevgili Okur 🙂

Bugün sana 18 ve 19 Nisan 2015 tarihli haftasonu içerisinde yaptığımız geziden bahsedeceğim biraz, İstanbul açıklarında yer alan en büyük ada, Büyükada.

Bostancı sahilinde buluşup motor ile yaptığımız yolculukta minik kızımız Güneş ile beraber 10 kişiydik, motor yolculuğumuz çok esintili olmakla beraber, çok da keyifliydi. Tabi ki her vapur yolculuğunda olduğu gibi martılar da bize eşlik etti, biz de kendilerini elimizden geldiğince besledik, bu sefer daha akıllıca davranıp evde kalan tüm ekmekleri de yanımıza almayı ihmal etmedik tabi.

1

Bu aralar hava çok stabil gitmiyor olsa da, şansımıza Ada’ya vardığımızda hava çok güzeldi. Ada’nın hemen yakınlarında bulunan ve geceyi geçireceğimiz More Cafe Pansiyon’a yerleşmek üzere koyulduk yola. Öncelikle söylemeliyim ki, hem sahipleri, hem de kendisi çok güzel bir mekan olan More sevgiyle karşıladı bizi http://morecafepansiyon.com/tr/ Eşyalarımızı odalarımıza bırakıp düştük yollara.

Aya Yorgi tepesine çıkmaya karar verdik, bunun için grubun bir kısmı bisikleti tercih ederken, bir kısmı da faytonu tercih etti. Ada çok güzeldi ama çok kalabalıktı, bütün İstanbul Ada’ya akmıştı sanki. Ben fayton kullanmayı tercih edenlerden değilim, bu nedenle bisikletli yolculuğu ettim, ancak faytonlar yüzünden bisiklet kullanmak çok zordu, çünkü bisiklet kullanabilecek bir yol kalmıyordu, faytonlar genelde çok hızlı ilerliyorlardı. Atlar çok bakımsız ve çok mutsuz görünüyorlardı. Kısacası atların canı burnundaydı diyebilirim, bu durum çok can sıkıcı olmakla birlikte, çok fazla insanın faytonu tercih ediyor olması da üzücü aslında.

Ada’da motorlu taşıt kullanılmadığından fayton, bisiklet ve yürüyüş dışında pek bir seçenek yok. Durum böyleyken de fayton kuyruğu uzayıp gidiyordu ve yürüyen insanlarla fayton gideceği yere aynı sürede varıyordu. Aya Yorgi’ye tırmanmadan önce tepeye çıkan yolun başında buluştuk ve başladık yükselmeye. Spordan uzak kalan bünyemiz bizi biraz zorlasa da, dinlene dinlene aştık tepeleri ve varacağımız noktanın güzelliğine ulaştık sonunda.

4

Zorlu bir parkuru daha atlatıp Ada’nın en yüksek tepesine, Aya Yorgi Kilisesi ve Aya Yorgi Manstırı’nın bulunduğu yere vardık. Buralara gelip de Aya Yorgi Tepesini ziyaret etmemek olmazdı. Yemeğimizi orada yedik ve saatlerce oturup etrafı seyrettik. Hava çok güzeldi, çimenler ve ağaçlar da yeşermişti, bahar gibi bir koku dolanıyordu ortalıkta. Hatta tepeye doğru yürürken, ağaçtan üzerimize uçan bir polen bulutu içinde bile kaldık.

5

Yemek kuyruğu uzun olsa da yemekleri gayet keyifli ve lezzetliydi, fiyatlar da öyle bir yer için uygundu. Kalabalık olduğu için arzu ettiğimiz bölümde yer bulamasak da, yemekten sonra manzaraya nazır bulduğumuz ilk yerle kahvelerimizi yudumlarken sohbetin keyfini çıkarttık. Bazıları da çimenlerin tadını çıkarttı 🙂

Orada daha uzun vakit geçirilebilirdi ancak artık dönme vakti yaklaşıyordu, çünkü yolumuz uzundu ve Ada bizi bekliyordu. Dönüşte biskletle büyük ada turu yapanlar, yeniden faytonu tercih edenler ve yürüyerek dönenler olarak yine üç gruba ayrıldık. Ve vardık Ada’ya. Hepimizin yorgun düştüğü akşamın devamını keyifli konağımızda geçirdik.

7

 

Ertesi gün çok şanslı değildik ve ciddi bir soğukla karşıladı bizi Ada. Mevsimlerden bahar, polen ve Nisan olmasına rağmen hafif hafif yağmur atıştırırken de güzeldi sokakları, biz de gezdik, fotoğrafladık bolca.

 

Saat 2 motoru ile de döndük İstanbul’a, yorgun ve bir o kadar da keyifli.

Bu güzel geziye öncü olan Sevgili Sibel ve Sevgili Mustafa Görür çiftine teşekkür etmeyi de ayrıca bir borç bilirim 😉

Siz dostlarla daha nicelerine, Sevgiyle

21.04.2015, Şebnem

 

 

 

 

Hakkında Şebnem Kartal İşseven

hayatına Güneş doğmuş şanslı bir kadın

Yoruma kapalı.

Scroll To Top