Avuçlarımda Bodrum

Avuçlarımda Bodrum

Merhaba,

Oldukça geç kalmış bu post ile; biraz Bodrum’dan bahsedelim istedim.

Bodrum denilince aklımıza tatil gelirdi esasen, ama bu defa bizimkisi tatil planından başka bir şeydi. O yüzden tatil gözüyle bakmadan birkaç yer gezip fikir sahibi olmaya çalışırken, gezdiğimiz yerlerde yerleşik hayat süren insanlarla da sohbet etme fırsatları yakaladık. Bu geziye çıkarken de yine, ne otel, ne pansiyon ayırtmadık, hiçbir plan yapmadık, her zaman yaptığımız gibi aklımıza neresi eserse orada ikamet ederizden hareketle, İstanbul’dan Bodrum’a girdiğimizde başladı hikaye.

Bodrum

Bodrum’a ilk adımı attığımızda büyük bir hayal kırıklığına uğradık aslında. Büyükşehir olmuş buralar, trafik, kalabalık. Şaşırdık, acaba geri mi dönsek dedik, aklımıza hemen Marmaris’e mi geçsek fikri geldi. Bize kalsa hemen çıkabilirdik ama annem ‘durun bakalım, daha birşey görmedik’ dedi de, biraz sakinleşmeye karar verdik ve biraz daha içerilere doğru ilerledik. İyi ki de öyle yapmışız.

Bitez

Bodrum’a gelirken yaşamak isteyeceğimiz yerlerden birisi Bitez ya da Gümbet olabilir diye belirlemiştik esasen, 2009 yılında Bitez’de kalmış, orayı çok sevmiş ve çok da nezih bulmuştuk, direk oraya gitmeye karar verdik. Bitez’e vardığımızda şaşırdık, oldukça değişmişti buralar, daracık sokakları inanılmaz kalabalıktı ve bildiğiniz İstanbul trafiği orada da mevcuttu. Modumuz iyice düştü ama yılmadık, Bitez’den ayrılıp Gümbet’e geldik, zaten birbirine çok yakın yerlerden söz ediyorum.

Gümbet

Gümbet daha sakin bir yerdi, burada kendimize göre, verandalı, bahçeli, keyifli bir apart bulup kalmaya karar verdikten sonra eşyaları bırakıp sahile indik. Sahilde de bir başka hayal kırıklığı yaşadık, denizi çok kirliydi bir kere, ama girdiğimiz işletme denizden de beterdi. Sahili tıklım tıklım şezlonglarla dolu, aralarda ik bacak yürüme mesafesi vardı, Marmaris sahillerinin eski hali sanki. Akşamları çok keyifli olurmuş bu sahil, öyle söylediler, doğrudur. Görünüşe bakılırsa denizinden değil, yürüyüş alanından faydalanmak daha mantıklı Gümbet’in.

Moralimizi yüksek tutmaya çalıştık, kaldığımız yer çok güzeldi çünkü, hava da güzeldi, üşütmeyen püfür püfür bir esinti ile geceyi tamamladık ve sabaha keşif keyfiyle uyandık. Keşif yapmak için ilk durağımızı harita üzerinden belirledik; “Torba” ve bizim için bazı kararları almak ve onlara ikna olmak Torba’ya geldikten hemen sonra başladı, şekillendi ve renklendi.

Torba

Torba’ya ilk geldiğimizde güzel bir yere geldiğimizi anlayamadık, ama arabayı park edip içeriye doğru yürüdükçe tam da hayal ettiğimiz yere geldiğimizi farkettik, suratlarımızda kocaman bir gülümseme ile günü deniz kenarında, öğleden sonrayı ise Torba sokaklarında geçirdik.

Denizi sıcak ve tertemiz. Sokaklarına araba girmiyor, belli saatlerde trafiğe kapalı, sakin, sessiz. Her yerde bahçe içinde evler ve rengarenk çiçekler var, en çok da Begonviller. Evlere hayran kalmamak mümkün değil, buraya dışarıdan pek fazla insan da gelmiyor bu nedenle herkes birbirini tanıyor. Hep aynı yüzleri görmek mümkün. Sokaklarında bir sürü köpekleri olan bir yer ama köpeklerle iletişim kurmak mümkün değil, çünkü hepsi sıcaktan bezmiş ve sürekli uyur moddalar.

Göltürkbükü

Göltürkbükü’ne yukarıdan bakmak çok keyifliydi, aşağıya indiğimizde denizi ve sahilinin de çok güzel olduğunu gördük, ama aradığımız salaşlık, aradığımız rahatlık ve doğallık burada yoktu, burası daha çok yapay bir mekan gibiydi, film seti gibi, o yüzden sahilinde minik bir yürüyüş yapıp Türkbükü’ne geçtik.

Türkbükü

Günü kaçırmak istemediğimiz için Göltürkbükü’nden çok da farkı olmayan Türkbükü sahiline gelip oturduk. Herkesin çok sevdiği bu yeri biz çok sevemedik, burası da bize fazla yapay geldi.

Deniz sonrası yukarılara doğru tırmanıp evlere baktık, buraları sahilinden daha çok sevdik üstelik, ancak konuştuğumuz ev sahipleri ‘buralar yazın güzel ama kışın buralarda yaşanmaz’ dedi. Söylediklerine göre Haziran 15 ile Eylül 15 arası harikaymış, sonrasında hayat tamamen duruyormuş. İnsanlar Eylül 15 gibi buradan ayrıldıktan sonra sokaklarda sadece köpekler kalıyormuş, bir süre sonra aç kaldıkları için köpekler de terk ediyormuş buraları. Kışın elektriklerin olmadığı günler bile oluyormuş, belediyeyi arayıp sokak lambalarını yakmasını talep edenler olmuş. Hem yaz, hem kış için Bodrum’un içi, Gündoğan, Ortakent, Yahşi tarafları daha uygun olur diyenler oldu.

Tanıştığımız bir aile, kışın Bodrum’un içi çok keyifli olur, yazın da buralar dedi. Bir değil iki ev ayarlamak lazım bu durumda, yazlık içinde yazlık hayaliyle Türkbükü’nden ayrılıp düştük Gündoğan yollarına.

Gündoğan

Kocaman bir sahil kasabası düşünün, kalabalık, hareketli ve epey rüzgarlı, işte oradayız. Gündoğan, kocaman sahili ve sokaklarında insanları ve kalabalığıyla ağırladı bizi, ev yemekleri konusunda uzman bir yerde yedik akşam yemeğimizi. Güzel bir yer ama hastanesi yok, Bodrum’a da epey uzak, o yüzden burası da benim tercih edeceğim bir yer değildi. Yani çocuklu olunca muhakkak hastane ve okul olması gerektiği için, burayı hemen eledik kafamızda.

Yalıkavak

En sevdiğim yerlerden biri, akşamlarını gündüz vaktinden daha çok sevdim üstelik, çarşısı çok keyifli, tam yazlık mekan. Çarşı dan çıkıp Marina’ya doğru ilerledikçe daha da şekillenip renkleniyor buralar, tadını, kokusunu çok sevdiğim bir yer oldu özetle, bana kalsa kışın da buralar güzel olur dedim ama öyle değilmiş, kışın buralar da bomboş oluyormuş. Sessiz sakin bir yer arayışına girmişken küçük bir kız çocuğunu yapayalnız bir yerde büyütmek de değil niyetimiz, o yüzden buraları kışın ziyaret etmenin daha doğru olduğuna karar verip buradan da ayrılıyoruz tadı damağımızda.

Ortakent / Yahşi

En yaşanabilir, şehirden biraz uzak, okulların, hastanelerin bolca olduğu, köy/şehir gibi bir yer, burada da aralara aşırı modern villalar olmasına rağmen hala güzel ve yaşamak istenecek bir yer burası. Güneş’in gitmesini hayal ettiğimiz okul da bu bölgede üstelik, BBOM projesi kapsamındaki Mutlu Keçi İlkokulunu ziyaret ettik, görüştük, konuştuk. Okulun bahçesinde herşey doğal, tavuklar, horozlar, keçiler ve bir de köpek var. Seramik Atölyesini konteynerden yapmışlar. Bahçesindeki park doğal malzemelerden. Okulda kantin yok, çevre köylerden alınan doğal sebzelerle yemek pişiriyorlar okulda, böylece öğlen yemeğini okulda, sağlıklı beslenerek geçiriyor çocuklar. Minik bir okul. Toplam 4 sınıf var, şimdilik tabi. Eğitimle ilgili farklı bir yol izliyorlar ve bence şahane bir proje. Bodrum dışında da okulları var. Arzu ederseniz daha detaylı bilgiye sitelerinden ulaşabilirsiniz. www.baskabirokulmumkun.net Benim yerleşik düzeni Bodrum’da istememin ilk nedeni de bu okuldu aslında. Çünkü bence de başka bir okul mümkün, çocuklarımız mutlu okusunlar, mutlu büyüsünler, mutluluk da sağlıkla eşdeğer çünkü.

Ortakent’i de notlarımız arasında ayrı bir yere koyarak buradan da ayrılıyoruz ve önümüzdeki serüvenlere dalmak üzere yolumuza devam ediyoruz. Bir sonraki durağımızı Gümüşlük olarak belirliyoruz, adını çok duyduğum, ama ilk kez gittiğim bir yer burası.

Gümüşlük

Aklımda kocaman bir heves ve hayal ile düştüm yollara, Gümüşlük Cenneti, biz buraya sabah erken saatte gelmekle hata etmişiz tabi, deniz için değil, öğlen ya da akşam yemeği için keyifli bir yermiş burası, dingin bir sahil kasabası. Oldukça kalabalık ve bol turist alan bir yer, fotoğraf çekimi yapmak için harika ama tüm günü burada geçirmek için hayal ettiğim yer değil, Denizden uzaklaşıp evlerin olduğu bölgeyi dolaştık, bir ev gezdik, bizim gezdiğimiz yer doğru yer değildi herhalde ki evler dip dibe ve yazlıktan çok site havasındaydı, günü kaçırmamak adına fazla kalmadan buradan da ayrıldık ve Karaincir’e doğru yol aldık, bu kadar kısa sürede, zamanla yarışırken yeteri kadar gezip karar veremiyor insan.

Karaincir

Gümüşlük gezisi sonrasında Karaincir’e geldik, burası 2009 yılında gittiğimiz bir yerdi, çok sevmiştik, o zamanlar denizi harikaydı, sessiz sakindi. Bu sene ise inanılmaz kalabalıktı buralar, dip dibe şezlonglar, şemsiyeler, suyu oldukça serindi, ama tertemizdi. Karaincir’in de denizinden ve nimetlerinden faydalanıyor ve ayrılıyoruz mekandan. Eskisi gibi nezih, sakin ve dingin gelmedin bana bu sefer, seneler geçtikçe sakinliğini iş sektörüne bırakıyor gibisin, bu biraz yorucu, dilerim güzelliğinden bir şeyler eksiltmezsin, dilerim kıymetini bilenlerin çok olsun.

Turgutreis / Akyarlar

Son günümüzde Turgutreis’in içinden geçip ilerlemeye başladık ve gördüğümüz ilk güzel mekanda duralım dedik, Akyarlar, Meteoroloji Koyu’ndan bir haber girdik içeri, gördüğüm en güzel deniz diyebileceğim bir denize geldik, sudan çıkmadık, suyu, kumu harikaydı. Ancak en sevmediğim şey plajda yiyip içecek olmana rağmen birilerinin gelip senden şezlong ücreti talep etmesi, Meteoroloji Koyu harika bir yer ama bu saçma uygulama çok sevimsiz geliyor insana. Neyse ki son günümüzü bu sevimsiz hikayeye fazla takılmadan bitirdik.

Bodrum

Akşamları yemek yemek için Bodrum’un içinde gezinirken hemen çarşının köşesinde Shader One adında harika bir mekan ile karşılaştık ve girdik içeri, yemeğimizi yerken canlı müzik dinleme fırsatı bulduğumuz mekan çok keyifliydi, hem yemekleri, hem sunumları, hem de servis veren elemanlarıyla gönlümüze taht kurdular. Canlı müzik konusunda da oldukça şanslıydık, çok keyifli bir grup çıkıyordu sahneye, bu sebeple Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleri mekan diğer günlerden daha keyifliydi diyebilirim, Bodrum’a yolunuz düşerse mekanı ziyaret etmenizi tavsiye ederim, ayrıca web sitelerinden de fikir edinebilirsiniz http://www.shaderone.com.tr/

Tüm bunların dışında her şey harikaydı diyemeyeceğim şeyler de vardı elbette, mesela Bodrum çarşısının çekilmez bir yer haline geldiğini söylemeden edemeyeceğim, maalesef ki memleketimizin nadide güzellikteki bu yerinde, güzelim çarşıda kendi ürettiklerimizi satmak yerine, dünyaca ünlü markaların taklitlerini satmakta olan bir çok mağazaya rastlayacaksınız. Bence insanların emeklerini yok sayıp onların taklitlerini yapan bu mekanlar dışında her şey çok güzel.

Bodrum’a Not;

İstanbul’a dönerken senden ”ödünç’ bir şeyler aldım Bodrum, avuçlarımda sahilinden topladığım kabuklar ve taşlar var, Avuçlarımda Bodrum var, onlarla beraber sana geri döneriz bakarsın, ya da bende hep hatıra kalırsın.

BODRUM-1

 

Hakkında Şebnem Kartal İşseven

hayatına Güneş doğmuş şanslı bir kadın

Yoruma kapalı.

Scroll To Top